ask etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ask etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2015 Perşembe

Ask ve ayak parmaklari



Âsıme Hanımefendi'den Hasan'a mektup
Evvela beni sen sevdin, yalvardın, yakardın, benim aşkım âdeta senin galeyanına sönük bir cevaptı. Sonunda beni aldın. Ben zengindim. Atım, arabam vardı. Bütün bugünün gençleri beni istiyorlardı. Herkesin isteğine sen nail oldun. Mesuttun. Ben sana sadıktım. Sonra nasıl oldu, birdenbire döndün. Benden soğudun. Beni görmekten kaçtın, yine sonunda beni boşadın... Bu mektubumu alınca sanma ki, sana yalvarıyorum. Fakat merak ediyorum! Niçin beni istemeyesin? Benim neyim var? Yahut neyim eksik? Daha bu sene Kadıköy kadınları arasındaki güzellik müsabakasında birinci geldim. Tahsilim birinci derecede... Zenginim de. O hâlde niçin beni istemeyesin? Benden güzelini bulsan bile, eminim ki benden zenginini bulamayacaksın. O hâlde niçin, niçin beni istemeyesin?

Hasan'dan Âsıme Hanımefendi'ye mektup
Evet güzel kadın, ben sevmiştim. Fakat sevmek nedir? Bunu biliyor musun?.. Sevmek herkes için başka bir şeydir. Tabiî mizaçların, tecessüslerin başka başka olması gibi... Kimi kaşa göze, kimi cilde, kimi ellere ayaklara, kimi şişmanlığa, kimi boya, kimi kalçaya bakar. Hâlbuki ben... Profile bakarım. Daha okuldan beri âdetimdir, birisiyle konuşurken onda ne profili olduğunu ararım. Mesela küçük profilli bir adamla konuşurken onun laflarını havlamaya benzetirim. Dünyada ne kadar adam varsa, hepsinde bir hayvan profili vardır. Köprü'den geçerken, önü kalabalık bir gazinoda otururken, herkesin yüzüne dikkat ederim. Daha bir profilsize rast gelmedim. Hep insan kıyafetine girmiş, insan maskesi takmış hayvanlar... Bir sürü köpek, öküz, keçi, leylek, at, eşek, baykuş, kartal, tavuk, papağan, arı, güvercin, karga, balık, ayı, kaz, kaplan, ilâh... Küçükken saf, masum bir merak ile okuduğum fizyonomi nazariyeleri, benim hayalime o kadar tesir etmiştir ki, kendimi Lafontein'in masallarını gösteren canlı bir albüm içinde sanırım. Mesela karşıdan bir dostum geliyor, bir kere bakarım, yüksek kırmızı fesi, alacalı kostümü, parlak boyunbağı... Burnunun ucu sivri... Kolları kalkık ve kabarık... İddiacı, cesur... Yandan bakınca ne olduğunu görür, içimden:
— Ah, işte bir horoz.., derim.
Gelir elimi tutar, kırmızı yüzüne, tıpkı bir gülibiğe benzeyen fesine bakarım. Sesi keskin ve notaları uzundur. Sanki bu mütemadiyen öter. Ondan ayrılır, diğerine rasgelirim. Çenesi, ağzı yayıktır. Bacakları paytaktır. Yavaş yavaş söyler ve yanaklarını gererek güler.
— Ördek, ördek.., derim.
O vakvakladıkça, ben keşfimden memnun, müsterih onun kanatlarını, kuyruğunu arar, hatta onları da üstünde bulurum. Meşhur adamların, büyük muharrirlerin, nazırların, mebusların, büyük memurların profilleri ezberimdedir. Profillerini bildiğim için, yeni nazırların iktidarda ne yapacaklarını ayniyle herkese söylerim. Hatta arkadaşlarım bana,
— Sen eskiden geleydin, Peygamber olurdun, derler.
Zannederler ki, benim kerametim var. Hayır, ben yalnız profilleri tanırım... Eşek profilli bir adam mutlaka eşekçe, arslan profilli bir adam mutlaka arslanca hareket eder. Bir adamda, hangi hayvanın profili varsa, mutlaka o hayvanın ahlakı da vardır. Öküz profilli bir adamda asla kurnazlık, hile, zeka olamaz. Eşek profilli olan inatçı, yani kibar mânâsıyla sebatkârdır. Arı profilli sokar, köpek profilli gürültü eder, dişlerini gösterir. Kaplan profilli sezer ve merhamet bilmez, papağan profilli durmaz taklit çıkarır, güvercin profilli durmaz aşk ve şefkat komedyası oynar. Tilki profilli herkesi aldatır. Domuz profilli yer, içer keyfine bakar.
Kadınların da hepsi erkekler gibi birer hayvandır. Onlarda da mutlaka bir hayvanın profili vardır. Şişman, kocaman memeli, dalgın ve ağır kadın, tamamıyla bir inektir. Zayıf, huysuz, esmer, çirkin fakat yalnız gözleri güzel bir kadın keçidir. En güzelleri çalıkuşu, kanarya, nemse tavuğu profilinde olanlardır. Bu üç profilin hiçbirisi sende yoktur.
Geçen yazdı. İlk defa Fener'de birbirimize rast gelmiştik. Ben hemen senin profilini aradım, fakat bulamadımdı.
— Ah, acaba ne? diyor, yüzüne bakıp bakıp bulamayınca seni sevmeye başlıyordum.
Mademki sende bir hayvan profili yoktu. O halde insanların, kadınların... Sende hiçbir profil olmadığı için, hiçbir hayvan ahlakı, hiçbir hayvan tabiatı da yoktu. Bazı yine şüpheye düşüyor,
— Aldanıyorum, onda da bir profil var, ama ben göremiyorum, ben farkına varamıyorum, diyordum.
İzdivacımızdan evvel, muhabbet günlerinde, senin yüzüne uzun uzun dalışlarımı, ihtimal aşk buhranları sanıyordun. Hayır. Ben hep senin profilini arıyor; seni hiçbir şeye benzetemiyordum. Profilini bulamayınca seni severdim. Galiba sen de beni... Altı ay ne kadar hoş bir hayat geçirdik. Tabiî hatırlarsın. Fakat bir sabah... Ah keşke senden önce kalkmasaydım... Erken kalkmış, pencerenin yanına oturmuştum. Sen hâlâ yatıyordun.
— Bu ne tembellik, dedim.
Doğruldun, giyindin, karyolanın içine oturdun. Hava biraz serindi. Yanan soba daha odayı ıstmamıştı. Birden yüreğim çarpmaya başladı. Boğuluyor gibi oluyordum. Sen terliklerinin üzerine düşmüş olan mor çoraplarından birisini sağ ayağının parmaklarıyla tuttun. Yukarı kaldırdın, yatağın içinde, oturarak giydin. Çorabın öbür eşini yerden almak için, sol ayağını uzatıyordun. Görmemek için yüzümü çevirdim. Evet, güzel kadın, sen ayağının parmaklarını tıpkı bir el gibi kullanıyordun.
— Yirminci asrın orta yerinde, diyordum. Hilkatten yahut tekâmülden şu kadar yüz bin sene sonra...
....Titriyordum. Hastalandım. Sen, beni yere seren darbenin ne olduğunu anlayamıyordun. Yattığımız zaman buruşan gömleğini ayağının parmaklarıyla tutup çekiyordun. Ben bunu duyunca dişlerimi sıkıyor, tekrar titremeye başlıyordum. Yine anlamıyor:
— Galiba hava soğuk, üşüyorsun işte, diyordun.
Yine bir sabah sobanın önündeki koltuğa oturmuştun. Ayaklarında çorap yoktu. Yine kalbim atmaya başladı. Ayağının parmakları ile sobanın henüz ısınmayan kapağını açıyor, kımıldamayarak bakıyor, tekrar kapıyordun. Sonra yine bir gün sevgili kedin ayaklarından oynuyordu. Daha çoraplarını giymemiştin. Yüreğim hopladı. Fakat dişimi sıktım. Baktım, senin ayaklarının parmakları uzundu. Hem biraz fazla uzundu. Bu uzun parmaklarınla kediyi kollarından tutuyor, küçük bir çocuk gibi havaya kaldırıyordun. Âdeta ayaklarını ellerin gibi, hatta ellerinden daha iyi kullanıyordun.
Gözlerimi yüzüne kaldırdım. O an, o kadar arayıp da bulamadığım profilini gördüm. Sen maymundun. Alnın dar, ağzın biraz ileriye çıkıktı. Güzel, parlak cildin bu maymun iskeletini tamamıyla örtemiyordu. Hele ayakların... Aman Yarabbi... Tıpkı bir maymunun üçüncü, dördüncü elleri idi. Sen biraz daha gayret etsen, yerden çoraplarını almak, sobanın kapağını açmak, yorganı, gömleğini düzeltmek, kediyi tutup havaya kaldırmak değil, hatta ayaklarının bu uzun tekâmül etmiş parmaklarıyla yemek yiyebilecek, hatta piyano çalabilecektin. O vakit senden ürktüm. Bir daha seninle bir yatağa girmedim. Kendimi balta girmemiş bir ormanda zannediyor, kendimi o kablettarih mahlûklarından bir nesne ile evlenmişim sanıyordum.
Yirminci asırda, vücudunda kablettarihî adaleleri olan, tıpkı bugünün maymunları gibi ayaklarını el diye kullanan, tekâmül etmemiş bir mahlûktan, yani senden kaçtım. Uzaklaştım.
El gibi kullandığın bu ayaklarından bir tanesini şimdi kalbinin üzerine koy, öyle hükmet. Artık seni sevmemekte haklı değil miyim?

Âsıme Hanımefendi'den Hasan'a telgraf
-Gayet Müstacel-
Mektubunu okumadan yırttım, senden nefret ederim. Sakın bir daha mektup göndermeye kalkma. Sonra fena olursun...

3 Mart 2012 Cumartesi

 Efendim, bu hafta da Akdeniz  taraflarindan gelen aşk haberleri ile sarsilmis durumdayim  :))

Olayin kahramani, sevdigim bir arkadasim ,40 yaslarinda (rivayete gore ) ,sempatik ,iyi bir insan. En son gordugumde inanilmaz kilo vermis oldugunu gordum.Yakismisti dogrusu.Bir hosluk,bir tazelik uzerinde. Simdi anlasiliyor , aşık olmanin yan etkilerini gosteriyormus arkadas.

Buraya kadar  iyi hos ama aşık oldugu adam,pisligin teki ! Hangi kotu ozelliginden baslamak lazim bilmiyorum o yuzden baslamamayi tercih ediyorum.

Arkadasimi elestiriyor muyum? Kesinlikle hayir. Yadirgiyor muyum ? Ona da hayir ama
nasil bir kimyadir ki bu askin kimyasi,boylesine insanin beynini uyusturabiliyor ve  " Asla yapmam"  dedigi seyleri bile yaptirabiliyor.

Hiç  it kopuk birine aşık olmadim : ) o yuzden , bu konuda askin kimyasi zarti zurtu diye konusmali miyim  emin degilim.

Hani bir zamanlar "insanin yasi ilerledikce daha garantici oluyor,ayaklari yere saglam basiyor " diye  birseyler zirvalardim.O da degilmis : )

Benden gecti galiba bu ask isleri , cidden anlamiyorum  bir insanin nasil kontrolden cikabilecegini.

Daha onceki yazimda  " aşkın  yakasindan tutun birakmayin " demistim ya ,hani askin diger kahramani  "esas oglan " boyle it kopuk biriyse ,tutmayin yakasini filan... birakin gitsin  :)

Tanri  insana  "aşk'in da " hayirlisini nasip etsin bence  , baska da birsey diyemiyorum



Well,this week i am a bit shocked with the " love news "  from  Mediterranean.

Main character of the situation is a dear friend of mine, on her 40's (rumour has it that) , likable ,nice person.

Last time i saw her  ,she lost a lot  of weight , was looking good. She had a freshness on her. Now i see that she had side effects of love.

Up to now ,everything is fine but the guy she is  in love, is a total jerk ! I don't know where to start to tell how jerk he is,so i prefer not even to start.

Am i criticizing her ? Absolutely no  ! am i judging her ?  no again.

What kind of chemistry is this can make one's brain narcotize ?  and make us  do  whatever we say "never " before.

I never fell in  love  with  jerk  in  my  life : ) For this reason i am not sure if i should still talk about love's chemistry blah blah.
I had  a statement  by saying  " while we get older,we are more looking for stability or being more down to earth. Is not that either  that i see  : )

I guess ,i  get through  about love issues because it is really difficult for me to understand how a person can lose the control totally .

In my previous post,i mentioned something like  " get hold of love's collar- don't let it go "  but if the other main character  is a jerk , you  had better let it go... : )

I can not say anything else but just Let's hope for the best  about "love " issue as well.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Postaci kapiyi iki kere calar peki ya ask ? The Postman knock the door twice but love ?

   Fevkalâde deger verdigim bir dostum, âlâ bir âskin kollarina kendini birakmis vaziyette.
Sevgilisi de kendi gibi cok degerli bir insan,tencere yuvarlanmis kapagini bulmus durumu yani.
Hani oylesine yogun yasiyorlar ki , ask mesk sozleri bizi bile dinlerken kendimizden geciriyor. Hatta bazen o kadar abartiyorlarki,daha dun kendimi "Yeter ulan anladik,anladiik " diye bar bar bagirirken buldum.Tabiki sakalasiyoruz (Her zamanki gibi).

Velhasil dostum adina  inanilmaz derecede mutluyum.Guzel bir ask yasadigi ve adam gibi bir adamla beraber oldugu icin .
Lakin  "Hersey bu kadar guzel olamaz sonunda bir bokluk cikacak. Kinder yumurtasindan : ) cikar gibi bir supriz cikacak (kotu bir supriz),Temkinli olmakta fayda var "  diye bir  yorum yapti dun gece .Ilk etapta itiraz etmedim ama daha sonra fikrimi beyan etmekten geri duramadim:

 "Ya neden kotu birsey olsun,aman su olacak bu olacak diye dusunup,kendini yorma,tadini cikar.Boyle mukemmel devam etmez sonuna kadar orasi kesin ama illa sonunda kotu birsey olacak diye bir kaide yok " vs vs diye parcaladim birseyler o'nu rahatlatmak icin.

Tanidigim bircok arkadasim , hersey cok guzel giderken kotu birseyler olacagina dair acayip bir inanisa sahiptir ki buna bende dahil-dim. Resmen belaya , kotu suprizlere  taahhutlu mektup gonderirler ve sonunda cagirdiklari bu "kotu sey" gelir,hemde tam vaktinde.

Niye mutlulugun  bedelinin  agir olacagina inanariz ki ? Neden icten ice bu mutlulugu haketmedigimize  inandiririz kendimizi ve mutlu oldugumuzda da sucluluk duymaya baslariz,anlamiyorum.

Halbuki Hayat, ask konusunda her insana ayni comertligi gostermez,cimri davranir bazen .
Ya da ucundan gosterir ama vermez : )
 Eger ki bu aski yakaladiysaniz ,kinder supriz yumurta senaryolari ile  icinizi karartacaginiza ,asilin askin yakasina...
Kimbilir bir daha ne zaman calar kapinizi bu ask denilen hayirsiz  : )


One of my best friend is very much in love these days.Her lover is also a nice person just like herself , they are so for each other.
They are so ardently in love and even we are feeling dizzy with the love words they use together.In fact,yesterday  i found myself screaming  by saying " that is enough you two,i got it i got it "  . Of course we were   joking (as usual ) .

After all, i am incredibly  happy for my friend, not only because of the great love she is in but also she is finally with someone  who is really nice person.

However , she was talking to me yesterday like " Everything is too perfect .I am sure something is gonna come out bad like a little surprises comes out of Kinder Chocolate. I better be careful ".  First i didn't say anything but later on i couldn't help to comment something about it to make her a bit relax " Why something bad must come out and why are you making yourself tired with this kind of bad expectations.Just enjoy it. Surely it won't continue till the end as perfect as now but  it doesn't mean that -something bad must happen".


Most of my friends have a belief as something bad always comes out after a great happiness. I was the same before. It was like sending a registered mail to bad luck to call and at the end that "bad thing" always arrives on time !

Why we always believe a price must be paid for happiness? Why we are forcing ourselves to believe that we don't deserve the happiness and feel guilty when we're happy,i really don't get it.


Whereas  the life  is parsimonious sometimes  and not always generous to everyone about love. Or shows a bit something but never gives itself completely : ) 

When you find the love , instead of making yourself sad with  kinder chocolate surprise scenarios,just get hold of love's collar (don't let it go).


Who knows when this ,ungrateful Love will knock your door again : )